Osamu Dazai'nin ölümsüz şaheserine ayrıntılı bir bakış

Japon edebiyat tarihinin en çok satan ikinci romanı olma özelliği taşıyan ‘İnsanlığımı Yitirirken', yazar Osamu Dazai’nin intiharından kısa süre önce tamamladığı tam manasıyla bir veda ve hesaplaşma kitabıdır. Başkarakter Yozo'nun çocukluğunda yaşadığı yalnızlığı, gençlik yıllarında ailesinden kopuşu ile sonrasında Tokyo’da geçirdiği sıkıntı dolu yıllarını, intihar girişimlerini, aşklarını ve yaşam alışkanlıklarını okudukça aslında bu tecrübelerin birçoğunun yazarın başından geçmiş olabileceği kanısına varıyoruz. Pek çok akademik çevrede bu roman yazarın kurgusal otobiyografisi olarak kabul görse de, Dazai'nin önceki romanlarında ortaya koyduğu öğeler, bu durumun öyle olmadığına işaret ediyor. Kendisi neredeyse usta yönetmenlere taş çıkartacak bir sanatsal yaratıcılığa sahip; kadrajına takılanlar kendi geçmişinden parçalar taşıyor olsa dahi, kurgusal becerisiyle okuyucuya özenle sunduğu kareler ve kullandığı üslup bu romanın orijinal bir başyapıt olmasını sağlıyor. 

Yazarın kendisi de, tıpkı yarattığı karakter gibi Japonya’nın en kuzeyinde, küçük bir kasabada büyümüş. Hayat hikâyesini ilk kez okuduğunuzda gözünüzün önüne sadeliği, doğa sevgisini, yetiştiği küçük kasabanın beraberinde getirdiği saf duyguları romanlarında yansıtan bir adam gelir. Lakin onun yarattığı dünya bundan çok farklıdır; onun için her şey kesindir, anîdır ve size kendinizden bir şeyler çağrıştırır. Bundaki en büyük etmenlerden birisi Dazai'nin aile yaşantısıdır. Tıpkı Yozo gibi varlıklı ve kültür sahibi bir aileye doğmuştur kendisi de. Çocukluğundan itibaren Avrupa edebiyatı, Amerikan filmleri ve modern sanat eserleriyle haşır neşir olmaya başlamış, dolayısıyla da yaratımı olacak eserlerin ilhamını buralardan sağlamıştır.

Şunu da belirtmeliyim ki Dazai'nin romanlarında Batı değerlerini kullanış biçimi bizim beklediğimizden farklı şeklide gelişmiştir; yazarın bu değerleri tam anlamıyla özümseyemediği veya yanlış yorumladığı anlaşılmaktadır. Bu özümseyemeyişlik aslına bakarsanız son derece doğaldır. Toplum yapısı itibariyle Japonya o dönem halen sıkı bir milliyetçilik ve gelenekselcilik anlayışı içerisindeydi. İnsanların dışarıdan empoze edilen yeni bir kültür hareketine hemen ayak uydurmaları beklenemezdi. İşte toplumla ve de ailesiyle kendisi arasındaki bu ikilem de yalnızlığının temelini oluşturuyordu. Çünkü herkesin olmadığı bir şeymiş gibi görünme çabası canını çok sıkıyordu.

Hikayede doğup büyüdüğü yeri, ailesini, yaşamına girip çıkan kişileri, duygusal gelgitlerini, kararsızlıklarını ve öfkesini anlatırken arka planda hep bir sahtelik ve samimiyet yer alıyor. Kahramanımız Yozo’nun yorgunluk nedenlerinin başında, kendisini olmadığı biri gibi yansıtıp ilgi çekme ve güçlü görünme çabası geliyor. Okulda yaptığı şaklabanlıklar, kendisine fırlama süsü vererek saygı görmekten kaçınması... Bu maskelerin ardına sığındıkça aslında o eleştirdiği şeyleri belki de farkında olmadan bizzat kendisi yaparak, benliğini acı içinde örseliyor. Lâkin bu maskeler bize hikayenin tamamını yansıtmıyor. Kitabın son perdesinde, Yozo'nun hayatına dışarıdan bakan bir göz söyle diyor: “Bizim bildiğimiz Yozo çok saf, düşünceli... Eğer içki içmezse, hayır, hayır, içse de... Melek gibi bir çocuktu.” Böylece, dünyevi hazlar peşinde iyileşmeye çalışırken daha da parçalanan Yozo karakterinin ancak bir kısmını tanıyabildiğimizi kavrıyoruz. Nasıl ki çoğu insan yaptığı zalimliklerden bihaber yaşamayı sürdürür, Yozo da sevebilme yetisinin ve nezaketinin farkında olamamıştır.

Şişosetsu (ben roman) stiliyle kaleme alınan ‘İnsanlığımı Yitirirken’, dönem Japonya’sındaki genç aydınların halet-i ruhiyesine ışık tutan bir rehber aslında. Toplum normlarına karşı durduğu için soyutlanan, arkadaşlarının kullanıp kenara attığı, aile sevgisiyle büyümemiş insanlar topluluğu... Aynanın karşısında kendi içi boşalmış suretine bakan Yozo, aynı zamanda yıkıntılar içinde debelenen Japonya'yı görüyor. Her ne kadar orayı terk etmek istese de bunu yapamıyor. Günümüzde halen geçerli olan bu hisler, romanın ne derece evrensel bir dille yazıldığını ortaya koyuyor.

Romanın etrafa gülücükler saçmadığı aşikar ama sürekli acı çekmenize neden olacak sertlikte de değil. Hayatını bir nevi Yozo’nun sırtına yükleyen Dazai yaşadığı sancıları, kaygıları ve ikircikli hâlleri Yozo'nun perspektifinden aktarırken adeta romantizm ile karamsarlığı birbiriyle yarıştırıyor ve ortaya muazzam netlikte bir hikaye çıkartıyor. Herkesin okumasını şiddetle tavsiye ediyoruz.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları